Her şehrin arka sokaklarında dışlanmışlık kendini öne çıkarır. Konu Paris olunca çok daha fazlası… Paris’in arka sokaklarında inanılmaz hikâyeler var. Bu sokaklarda heyecan var! Sabahın erken saatinden başlayıp bu heyecanı birlikte keşfedelim.

Parisli, günün koşturmacası içerisinde. Sen ise sarı cepheli şirin bir fırından aldığın çöreğin ile etrafı keşfe çıkmışsın. Bir Parisli edasıyla o büyük şapkanın verdiği özgüveni taşıyorsun. Oysa moda denince insanın aklına daha şıkır şıkır şeyler geliyor. Modanın merkezinde yaşayan Parisliler ise çok rahat ve ayrıca çok şıklar!

Sokakta atılan yeni adım yeni bir görüntüyü getiriyor. Emile Zola, romanlarında, Paris sokaklarını genellikle bitmek bilmeyen çamur, kötü kokulu ve gürültülü şekilde tasvir eder. Dönemin Seine bölgesi valisi Baron Eugène Haussmann ise 19’uncu yüzyılda yeniden inşa dönemini başlattı. Her ne kadar “Evet, çok ev yıktık ama bir o kadar da yaptık” demişse de Haussmann, Paris’i şu anki havasına sokan kişidir. Sokaklar, binalar… O kadar tiyatral ki… Edith Piaf şarkısı çınlar bir anda. İnsan hayat denen bu gösteride başrol oyuncusu olduğunu unutur ve bu güzelliklere bakarak var olduğunu anlar.

İnsan ruhuyla çok kolay oynayabilen müzik, Paris’in arka sokaklarını değiştirip farklı ambiyansa sokar. Fransız müzikleri, gücünü bundan alır. Jacques Brel ile tüyleriniz diken diken olurken, In Grid ile bir Paris yeraltı partisinde delicesine dans edebilirsiniz. Yalnız bu biraz tehlikeli de olabilir. Alternatif kafelerde ise Noir Desir hayranı gençler müziğin keyfini çıkarır.

Öğlen saatlerinde leziz bir yemek için güzel bir kafeye oturmak gerekir. Açık havada bu hazzın tadına vararken etrafı seyretmek için en doğru andır. Herkes çılgınca tütün tüketiyor ve ellerde bir kadeh şarap! Sanatın ve entelektüelliğin hayat damarları adeta buradan kan alıyor gibi. 

İnsanlar fikirlerini dile getirmek için Paris’in arka sokaklarına gider. Kimisi müziğiyle, kimisi boyalarıyla kendini anlatır dünyadan gelen insanlara. Bir şeylere karşı broşür dağıtan Afrikalı göçmenleri görürsünüz. Hemen sokağın aşağısında sanata meraklı birkaç genç, bir kitapçı önünde durmuş kitaptan bir bölüm tartışır. Ve siz kadehinizden bir yudum alırsınız.

Paris’in arka sokakları şık ve zenginlikten çok daha fazlasıdır! Günün her saati, yılın her mevsimi sizi baştan çıkartabilir.

Akşam oldu mu daha da kalabalıklaşır sokaktaki barlar. Samimi masalarda herkes birbiriyle sohbet etmeye başlar, tanıdık ya da tanımadık. Ardından yetenekli sokak dansçıları gösterileriyle bu kalabalığa katılır. O sırada belediyenin ağır ve büyük bisikletleri üzerinde bazı insanların geçtiğini fark edersiniz. İsteyen bu eğlenceyi hep birlikte evde devam ettirebilir. Sizce de mükemmel değil mi yeni karşılaştığınız insanlara güvenebilmek?

Ve Paris’te aşk o yabancıyla göz göze geldiğiniz an başlar. Elinizde şarabınız, akşamın ışıltısında barın bahçesinde otururken, dönüp size “Bonsoir Madame” der ve yeni bir hikâye başlar.