“Bir zamanlar adadaki kilisenin rahibinin kızına sahildeki çobanlardan biri âşık olur. Kızın adı da Tamara‘dır. Lakin rahip bu aşkı onaylamaz. İki seven genç görüşebilmek için geceleri fenerin ışığıyla anlaşırlar. Gece oldu mu Tamara feneri yakar ve genç fenerin yandığı kısma yüzerek geçer. Daha sonra rahip bu durumun farkına varır. Fırtınalı bir gece kıyıya fenerle işaret verir. Tabii ışığı görünce genç de yüzmeye başlar. Yalnız rahip fenerin yerini sürekli değiştirir. Artık bir o tarafa bir bu tarafa yüzmekten yorgun düşen genç daha ne ileri ne geri gidebilir. O an ağzından çıkan son cümlesi ‘Ah! Tamara’ olur.” Adanın ismi bu aşk hikâyesinden gelir.

Van Gölü’nde bulunan Akdamar Adası, Ermeniler için önemli bir kiliseyi topraklarında barındırıyor: Akdamar Kilisesi. Vaspuragan Kralı’nın yaptırdığı saraydan ise günümüze hiçbir şey kalmamış fakat sarayın yanında inşa edilen kilise günümüze kadar kendini korumayı başarmış. Bir ada üzerinde olması kiliseyi muhafaza etmiş.

Gezi sırasında bize eşlik eden rehberin anlattıklarına göre “Geliş, adadan bir şey alınca acaba başıma kötü bir şey gelir mi?” diye gece adaya gelmeye insanlar korkuyormuş. Bundan dolayıdır ki adaya çok fazla insan uğramadığından kilise kendini korumayı başarmış.

Bir bakmışlar kapı yok

Daha sonra buranın bir delisi bir kısa âşık olmuş. Aşkına karşılık bulamayınca adaya gelip, kilisenin ana kapısını sökmüş ve sala atıp evine getirmiş. Kaymakam bakmış ki kapı yok. En son ta ne zaman sonra delinin evinden çıkmış. O zamandan sonra devlet bu kiliseyi koruma altına almış ve müzeleştirmişler. Bu arada kilise içinde ayin yapmak yasak ve geçen ay mum yakma olayını da Bakanlık yasaklamış. Tabii bu yasaktan dolayı buraya gelen Hristiyanların ibadet edememeleri bir şekilde tepki ve üzüntüyü doğuruyor.

Kilisenin içindeki resimler Hz. İsa’nın doğuşundan çarmıha gerilişine kadarki zamanı anlatıyor. Dışında ise birçok kabartma var. Bu detaylı işlemelerden dolayı dünyanın üçüncü önemli kilisesi sayılıyor. Her birinde bir hikâye saklı… Dünyada en başarılı işlemelerin Ermeniler tarafından yapıldığını da not düşelim. Kilisenin inşası sırasında kullanılan taşlar dışarıdan getirtilmiş.

Kiliseye girdiğinizde ilk önce içme suyu için kullanılan bir kuyu ile karşılaşıyorsunuz, lakin daha sonra kapatılmış. Oda gibi kapatıldıktan sonra etrafı şarap yapımı için kullanılmış.

Badem ağaçları ile bezeli adalı…

İçeri geçince daha geniş bir alan görüyorsunuz. Ayinlerin yapıldığı yer ve üst tarafta balkon bulunuyor. Kral oradan ayinlere katılıyormuş. Sahne gibi alanın iki tarafında günah çıkarma odaları var. Bu odalar ufacık ve karanlıklar. Gerçekten sabır yerleri! Rahipler birkaç ay boyunca arınmak için buraya kendilerini kapatıyorlarmış; aynı zamanda bu süre boyunca sadece ekmek ve şarapla besleniyorlarmış.

Kapılar gerçekten çok küçük. Kafanıza dikkat etmeniz gerekiyor. Bu kilise daha sonra rahip yetiştirmek için okul olarak kullanılmış. Öğrencilerin her zaman saygıyla papaz karşısında çıkması için kapılar ufak yapılmış. Unutmasınlar diye yani.

Sadece badem ağacının bulunduğu bu adadaki kilise 19 Eylül’de uzun aradan sonra bir ilke tanıklık edecek: Hıristiyan alemi için çok önemli bir gün bu kilisede kutlanacak!

Van gezi rehberi ile ilgili yazı dizisini okumak için tıklayınız.

Başlık Fotoğrafı: Ali İhsan Öztürk / Anadolu Ajansı