Van Müzesi’ne dün gidecektik ama evden biraz geç çıktığımız için tam kapanma saatine denk geldik. Biz de sonraki durağımız olan Van Kalesi yolunu tuttuk.

Fotoğraftaki şu yere çıkmak gerçekten yorucuydu. Mola vere vere tırmandıktan sonra ise karşılaştığımız tablo harikaydı. Bir tarafta Van’ın çıplak dağları ve yeşil alanları; diğer tarafta göl ve Güneş’in eşsiz manzarası… Doğu’da Güneş’in batışı bir ayrı oluyormuş.

Kaleden geriye çok fazla bir şey kaldığı söylenemez. Sağlam duran sayılabilecek (sanırım) sadece ezan kulesi vardı. İçi o kadar daracıktı ki hangi amaçla yapılmışsa da, nasıl yukarı o merdivenle çıkıyorlardı, anlamadım. Çıkabiliyorsunuz ama çok dar ve çok karanlık… İnsanlar çıkmışlar ve duvarlara bir sürü saçma şey yazmışlar.

Urartu Krallığı için Sarduru tarafından MÖ 840-825 tarihinde yapılan bu kale savunma amacından daha çok bölgeyi kontrol altına almak amacıyla yapılmış. Her tarihi yapı gibi buranın da elbette efsanesi var:

Dev yapılı Meher

Kalenin yapımı o kadar ihtişamlıymış ki görenler insan elinin böyle bir şey yapacağına inanmıyorlarmış. Dev gibi insanlar tarafından düzgün taşlarla sıva ve harç kullanmadan yapıldığı inanılıyormuş. Hatta iki eli arasına alıp taşı bastırarak hamur haline getiriyormuş. Meher denilen kişi de bu dev yapılı insanlardan biriymiş. Atıyla birlikte Meher, kapı denilen yerde Urartu kaya yazıtının ardından günümüzde de yaşadığına ve kıyamet günü gelince yeniden ortaya çıkılacağına dair efsaneler var. Meher Kapı değişik inançlara göre kutsal sayılır. Hristiyanlar bu kapının Paskalya’nın yedinci günü ya da St. Jean Bayram’ında açıldığına inanılır. İslam inançlarına göre ise burası bir hazine kapısıdır ve her cuma gecesi açılır.

Şeyh Abdurrahman efsanesi: İran Şah’ı Abbas, Van Kalesi’ni almak için kentin kuzeyindeki Şehbağı denilen yerde konaklar. Kale çok yüksek ve sağlam olduğu için bir türlü alamıyordu. Aradan yedi yıl geçti. Oraları tanıyan bir Şah’a “Kalede Abdurrahman Gazi diye bir ermiş olduğunu, onun orada olduğu zaman burayı almamız imkânsız” der. Bunun üzerine Şah Abbas, ermişi denemek için bir kuzu bir de köpek kızarttırıp armağan olarak gönderir. Elçiler armağanı sunduklarında, ermiş şöyle bir bakar ve köpeği göstererek “Bunu Şah’ınıza götürün” der. Elçiler geri götürürlerse Şah’ın kendilerini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine Şeyh elini köpeğe doğru uzatarak “Hoşt!” diye seslenir. Köpek canlanıp koşmaya başlar. Elçiler durumu Şah’a anlatır. Şah da kuşatmayı kaldırıp ülkesine döner.

Van gezi rehberi ile ilgili yazı dizisini okumak için tıklayınız.

Başlık Fotoğrafı: Kültür Servisi