Mardin büyülü bir yer. Eski Mardin’den Mezopotamya‘ya bakınca insan bunu hissedebiliyor. Uzaktan uçsuz bucaksız okyanus gibi gözüküyor. Geçmişin ağırlığı, ona baktığınızda biniyor üstünüze ama o kadar güzel ki… Ona bakmak hayran bırakıyor kendisine. 

10 günlük Urfa ziyaretimizin iki gününü Mardin’de geçirdik. Sevecen bir aile, kaç kişilik ekibi ağırlamıştı. Ankara’dan o taraflara gidip Güneşli havayı görünce aldandım sıcaklığa ve kısa kollu gezdim hep. Haliyle biraz hastalanmıştım o akşamı. Sağ olsun ev sahibi teyze iyi baktı bana ve ertesi gün ayağa kalkabilmiştim. Süryani köyünde de ev ekmeğini pekmezi banıp, mağaraya da tırmanınca bir güzel terledim. Sonunda enerjimi bulmuştum.

Gece varmıştık Mardin’e. Tıka basa yeyip, doyduktan sonra rüyalara daldık. Sabah erken saatlerde Eski Mardin’e doğru yola çıktık. Güneşli havalarda yürümek keyif verici. Hele tarihi sokaklarda adım atıyorsanız sizden iyisi yok o an. Uzun bir yürüyüş ardından Mezopotamya’yı seyredebileceğiniz bir yere geliyorsunuz. Orada bulunan çay bahçesinde dinlenebilir ya da sadece sessizce onu dinleyebilirsiniz.

Latifiye (Abdüllatif) Camii

Yürüyüş sırasında Latifiye (Abdüllatif) Camii ihtişamlı kapısı ile karşılıyor sizi. Oraya gidene kadar satıcılar ve yerel halk ile karşılaşıyorsunuz. Ufak bir dükkân içinde bir amcayı gördük. Tütün satarak geçimini sağlıyor. Sigara kullananlar tütün almak için konuşuyor. Yalnız nerede görsek bütün tütünler çok kuruydu. İçine meyve kabuğu atmak buna bir çözüm olabilir. Sessiz sakin amca ile sohbet ettikten sonra yola devam ediyoruz.

Deyrulzafarân Manastırı

Ardından atladık Deyrulzafarân Manastırı’nı görmeye… Süryani Kilisesi’nin dini eğitim merkezlerinden biriydi burası. İsa’dan sonra 5’inci yüzyılda inşa edilmiş. O kadar köklü bir yapı. Daha fazla bilgi için burayı okuyabilirsiniz.

Güngören Köyü ve Mor Gabriel Manastırı

Son durak olarak adını unuttuğum köye gezinti yaptık. Ufak şirin bir bu köyde kimsecikler yokken koyunalar ve sarışın çocuk karşıladı bizi. İşte burada o güzel pekmezi yeyip, hemen yukarıdaki mağaraya tırmanmaya çalışınca eski dinç halime dönebildim. Çocuk koşa koşa çıkarken biz nefes nefese çıkıyorduk ama tırmanmayı başardık. Manzara çok iyiydi. Yürürken karşımıza yabani sarımsak çıktı. İlk defa orada denedim. Çıkmaya çalışırken çimden farkı olmayan bu bitkiyi yanımızdaki amca hemen nasıl tanımıştı? “Basma ayağını” deyip, kopartıp yemem için verdi.

Mardin’in görüleceği daha bir sürü yeri var. Bu kısa zamanda bile birçok yeri ziyaret edebildiğim için mutluyum.