Hayatımın en güzel, en suratta gülücük bırakan anılarını lisede biriktirdim. Büyük ihtimalle çoğu insan için de böyledir. En saf yıllarımız… Dünyaya daha umutla bakan ve hayatın tokatlarını çok sert yemediğimiz dönemler…

En güzel gecelerimden birkaçı da 2006 senesinde Malatya’da geçti. Lise halk oyunları ekibi ile Türkiye finallerine katıldık. Evden zar zor izin almış, okul müdürünün iknalarıyla babam kabul etmişti. Hocalarım da bırakmak istemiyordu beni ki, ben de kesinlikle bırakmak istemiyordum. Bölge yarışmasında izin alamamıştım. Çok büyük acıydı benim için.

Artvin, halk oyunları dalında isim yapmış bir yöre. Bunun yüklediği sorumlulukla çok disiplinli ve ciddi çalışıyorduk. Herkesin inancı tamdı. Ekip ruhu mükemmeldi. Artvin’in en iyi ekiplerinden sayılıyorduk. Öyle dendiğini duymuştum yani.

Her şey hazırdı. Aslında biz hiçbir zaman hazır olmazdık çünkü en iyi performansımızı sahnede gösterirdik. Eğitmenimiz, daha doğrusu abimiz Murat Hoca’nın lafı vardır: “Birinci olamadıktan sonra ha ikinci olmuşsun ha 12’nci.” Ne kadar önem verdiğimizi ve sıkı çalıştığımızı buradan anlayabilirsiniz.

Yarışmadan önceki gece bütün ekiple çay bahçesi tarzında bir yerde toplandık. O cümbüşü görmek lazım. Her şehirden bir sürü dansçı vardı. Herkes çalıp oynuyor, tanışıyor… Yöreyi bilmesek bile oynayanların arasında girip, dans ediyorduk. Kültür kaynaşması yaşanıyordu. Halk oyunları sayesinde birçok genç çok güzel deneyim ediniyor ve anı biriktiriyordu. Birçok yeri görüyor, kültürü ve dansı öğreniyordu. Bu yüzden halk oyunlarının yeri benim için farklı olmuştur. Oynarken çok büyük keyif verdi her zaman.

Ve yarışma….

Sıra bize gelince sahneye ilk kızlar çıktı. Yarışma anında biz, kızlar sahneyi terk edip, erkeklere devrettiğimizde duyduğum o heyecanı hayatım boyunca başka yerde hissedemedim. Herkes o kadar mutluydu ki, “Bu bölümü atlattık, kusursuzduk, kesin birinciyiz” dedik. O hissi hayatım boyunca çok aradım bir daha bulamadım.

Her şeyden bu kadar eminken sonuçlar açıklandığında ilk üçe bile girememiştik. Dördüncüydük. Ama birincilik hakkımızdı. Hayatın ilk ciddi kazığını, tokadını hep birlikte burada tatmıştık.

Üniversitede de devam etmek istesem de disiplinli bir çalışma ortamı bulamadığımdan katılmak istemedim. İsmini yazdıran insanlar çalışmaya bile gelmekten acizdi. İstanbul Üniversitesi’nde sosyal etkinlik adına bir şey yapmak özel çaba isteyen bir şeydi.

Geriye güzel anılar kaldı işte… Bu yüzden herkes horon tepsin istiyorum.