-Benden nefret ediyor musun?
-Nefret mi? Hayır.

Nefret o kadar güçlü bir duygu ki sinsice bedenine işler kendisini. Sen düşünmesen de her daim beyninde döner, tüm sinirlerinde gezinir. Akan kanınla birlikte yayılır tüm vücuduna. Sen uyurken o, rüyalarında kendisini büyütmeye devam eder çünkü o bilinçaltındadır, kalbindedir ve avuçlarında.

Nefret ettiğin kişiye yıllarca katlanabilirsin, onu oturup dinleyebilirsin, konuşursun saatlerce. Hiçbir şeyin farkında olamazsın belki de. Hatta sevgi dolu bakabilirsin bile… Nefret o kadar inanılmaz hisleri içerir ki bazen hissettiğini bile anlamazsın. Sevdiğini sanırsın ama aslında nefret ediyorsundur. Sonra bir gün yatağında yine sinirden ağlıyorken, gözlerinin kapanmış kapıları arasından gözyaşların çıkmaya çalıştığı o an, bir anda kocaman açılır gözlerin ve her şeyin çok yanlış olduğunu anlarsın. O an, nefret, kendini hissettirmeye başlar. Benliğinden zorla, acıtarak çıkmaya çalışır; yüzünü sana göstermek için. O dakika durur akan gözyaşların; yerini şaşkınlık ve nefretin gülüşleri alır o son içli nefesinde. Sen ise anlamsız bakarsın. Farkına varma rahatlığı mı bu, yoksa nefretin, aslında senin içinde olduğunu öğrenmenin kederi mi? Derin derin nefesler… Baş ağrısı mı o? Yo yo… Nefretin sevinç dansları.

Ardından başını yastığa yavaşça koyarsın. Ve son damla gözyaşı kendiliğinden yol bulur yanaklarında. Şimdi sadece Vivaldi konçertolarından biri kulaklarında; gözlerin bir noktada o anı yaşarsın. Her şey sessizliğe bürünür. Yavaşça gözlerin kapanır ve uyursun.

Oysa ben sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum.
Affediyorum ve şimdi gidebilirsin.

Gazeversite, 2 Ağustos 2010 – Yeşim Özbirinci