Ankara Yeni Sahne 17 Aralık 2015 tarihinde, RUSİHAK‘ın (Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği) 2011-2014 yılları arasında Avrupa Birliği Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği ve Global Dialogue tarafından desteklenen sivil izleme projesi kapsamında çekilen, Ege Kanar ve Can Dinlenmiş‘in yönettiği ve Türkiye’nin bölgesel ruh sağlığı hastanelerindeki koşulları ve yaşamı konu alan belgeselin gösterimine ev sahipliği yaptı. Akıl Hastanesindeki Hayat film gösteriminin ardından RUSİHAK Yönetim Kurulu Üyeleri Şehnaz Layıkel ve Emre Barca ile filmin yönetmenleri Ege Kanar ve Can Dinlenmiş, Zafer Kıraç moderatörlüğünde söyleyişi gerçekleştirdiler.

Depo: Akıl Hastanesinde Hayat* belgeseli, RUSİHAK tarafından hazırlanacak bir rapor için İstanbul, Ankara, Adana, Samsun, Elazığ ve Manisa gibi illerdeki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri kayıt altına alarak, dört duvar arasına kapatılan insanların korkunç yaşamlarını konu alıyor. Filmin sonunda ortaya çıkan sonuç sadece akıl hastanelerini değil çocuk esirgeme kurumu, huzurevleri, hapishaneler gibi kurumları ve sığınmacı, mülteci kamplarını da ilgilendiriyor. Çünkü alan isimleri farklı olsa da, tek bir amaçla hapsedilen insanların yaşadıkları sıkıntılar aynı. Belgesel, Türkiye’deki akıl hastanelerinin sıkıntılarını ve devlet kurumlarının iç yapılarına dair önemli anlayış yanlışlarına ışık tutuyor.

Belgesel boyunca hastaneye yatırılan insanların gündelik yaşamlarını izliyoruz. Aynı zamanda yer yer hastane personelleri ile yapılan görüşmeler ve kendi alanını değerlendiren uzmanların görüşleri çıkıyor karşımıza.

“Korku” (!) filmlerindeki elektroşok (ECT) sahnelerini hepimiz hatırlarız. Hastayı kontrol altına almak, etkinsizleştirmek için hastanın rızası olmadan uygulanır. Belgeseldeki ifadelere göre de, her ne kadar şu an tartışmalı bir yöntem olsa dahi, rıza alınmadan uygulandığını dinliyoruz. Ayrıca ECT, doktor maaşlarına etki eden performans puanı içerisinde de yer alıyor.

Belgeseli çekmek için her bir hastanede ortalama dört gün geçiren Kanar ve Dinlenmiş bakımevlerini de ziyaret etmelerine rağmen filmde sadece hastanelerin yer aldığını söylüyorlar. Yeterli hijyenin olmaması, hasta sayısının çok fazla olmasından dolayı terapilerin çok kısa sürmesi, yaptıkları günlük işlerin monotonluğa bağlaması, özel alanların olmaması, açık havaya erişimin çok az olması gibi sorunlar aslında bu gibi yerlerin hastaları tedavi edemeyeceğini kanıtlıyor. Bu şartlar altında iyileşmenin mümkün olmadığını belgesel tüm gerçekliği ile ortaya koyuyor. İnsanın sadece kapatılarak, izole edilmesi bir tedavi değildir.

Hollanda, İtalya ve ABD’de örneklerini gördüğümüz yapı RUSİHAK tarafından Türkiye için de öneriliyor. Büyük bölgesel hastaneler kapatılarak toplum temelli hizmet sağlayan bir modele geçilmeli. Kişiler büyük bölgesel hastanelere kapatılıp, toplumsal hayattan koparılmadan günlük rutinlerini yapabilmeli. Kendi hayatlarında söz sahibi olabilmeliler. Aslında Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) ya da Koruma Evleri gibi yapılar olmasına rağmen hem hastane yönetimi hem de doktorlar bu birimleri bir alternatif olarak değil de taburculuk sonrası için destekleyici kurumlar gibi görüyorlar.

Tüm bunlar izledikten sonra Erving Goffman’ın “Total Kurum” kavramı, Michel Foucault’ın “Hapishanenin Doğuşu” ve Giorgio Agamben “Kutsal İnsan” kitapları akıllara geliyor.

Artık herkes için alternatifleri tartışma vakti…

* Rahatsızlıkları olan insanları toplumdan izole edip, toplumdan ayırarak, toplumsal düzenin bozulmasını önlem amacıyla onları kapattıkları yere literatürde depo hastane deniyor.

19 Aralık 2015, Gaia Dergi