Jacques Derrida… Ne kelimelerle çok oynayarak bir şeyler yazabilirim size ne de bu insan hakkında Google araştırması dışında bir bilgi verebilirim. Bu insanı, sözüne ve tavsiyelerine çok güvendiğim N.’nin muhabbetleri üzerine tanıdım.

Gördüğümde merak uyandıran Gün Doğmadan kitabı, Elisabeth Roudinesco’nun dokuz konu üzerinden Derrida’ya yönelttiği sorulardan oluşuyor. Aslında Derrida’nın kendi fikirlerini anlamak açısından bu kitabı okumadan önce, Derrida’nın kendi kitaplarını okumakta fayda var. Olaya ben bodoslama daldım biraz. Yapısökümü üzerine bir şeyler bilmekte fayda var. Konu üzerine biraz araştırma yaptıkça taşlar kitapta yerine oturuyor.

Derrida ile karşılaştıktan sonra kelimelere bakışım da değişti. Okurken ne kadar düz okuyormuşum diye düşündüm. Yazdığım yazılarda da kelimeleri seçerken elli kere düşünmeye başladım. Derrida hakkında bu kitap dışında ve N.’nin anlattıkları dışında şimdilik hiçbir bilgim yok ama kelimelere bakışımı değiştirdi gerçekten. Kitabı da sıkılmadan ve ilgi ile okudum. Kitabın diğer güzel yanı da, birçok güncel olayı -en azından benim ilgilimi çeken olayları- ele alarak sohbetlerini yapmalarıydı.

Kitaptaki başlıkları işe şöyle:

Mirasını Seçmek
Ayrım Politikaları
Düzensiz Aileler
Önceden Bilinmeyen Özgürlük
Hayvanlara Karşı Şiddet
Devrimin Ruhu
Gelecekteki Yahudi Düşmanlığı Üzerine
Ölüm Cezaları
Psikanalize Övgü

“Bu söyleşi felsefe olarak türün klasik tanımına ve genel olarak insanlık durumlarına yanıt veriyor: Mantığı asla birleşmeden kesişen ve çatışmadan birbirini yanıtlayan iki söylem boyunca inşa edilen bir ilişki bu. Farklılıklar, ortalık noktaları, birinin öteki tarafından ortaya çıkarılması, sürprizler, sorular; kısacası, bir tür suç ortaklığı. Söyleşi dokuz izlek üzerinden yürümüş. Bunlardan her biri, çağımızın karşısına çıkan büyük sorulardan birinin ya da birçoğunun odak noktası gibi. Felsefesi, tarihsel, yazınsal, politik, Psikanalitik birçok yaklaşımın birbirine karıştığı düşünsel bir süreç… İlk bölümde, 1970’li yılların entelektüel miras sorunu üzerinde duruluyor. İkinci bölümde, Atlantik’in her iki yanındaki değişik adetler, farklılık kavramı (cinsel, ırksal, kültürel…) inceleniyor. Üçüncü bölümde, batıl ailenin Dönüşen sorunları işleniyor. Dördüncü bölüm oldukça ilginç, insan özgürlüğü üzerinde bir düşünme sürecini içeriyor. Beşinci bölümde, hayvan hakları ve insanın onlara karşı ödevleri konu edilirken, altıncı bölümde komünizmin başarısızlığının ardından “devrim” anlayışı sorgulanıyor. Son iki bölümden biri ölüm cezasının güncelliğini ve onun yürürlükten kalkması gerekliliğini, öteki de bugünkü ve gelecekteki bir Yahudi düşmanlığının modern biçimlerine ayrılmış. Derrida’nın felsefi yaklaşımlarının ve düşünsel birikiminin kompakt bir sunumu…”