Kedim ve Ben: Bir “ağır işsiz hikâyeleri”dir!

Ayak parmaklarımı ısırmasıyla uyandım. Bugün bankada işim olduğu için güne erken “Merhaba” dedim. Fındık Isırgan kafası güzel gibi sürekli koşturduğundan yataktan fırladığım an, o da bacaklarıma atladı. Tam bir oyuncu.

Hey yaramaz! Az izin ver de işeyelim” dedim.

F. Isırgan saf saf baktı “Ne diyor?” diye. Büyük ihtimal anlamadı ama ben banyoya gidince geri kaçtı. Bizimkinde banyo fobisi var. Bir sefer A.; çok pislendi diye evde kediyi yıkamaya kalkmış. Kedi çılgına dönmüş. Bizimkinin baldırına unutulmayacak bir iz bırakmış. Kan kaybından ölebilirdi A.! Kedi hak ettiğini verdi! Ama ne yazık ki o gün bugündür banyoya işi düşmediği sürece girmiyor. İçeri götürürsen son hız kaçıyor.

Fındık ve ben

Uyandığım gibi mama ve su kabına bakıyorum. Her ne kadar temiz su ve yeni mama koysam da benim kahvaltıma dadanıyor.

Dostum! Bak bu benim yemeğim. İşim yok! Dolaptaki son yemeğim. Senin daha bir poşet maman var. Az insaflı ol. Ben geberirsem seni kim besleyecek. Bundan çıkarlı olamazsın” desem de elleriyle pati atıyor sırtıma.

Dalarım sana! Ver dedim oradan ufak bir parça. Ölmezsin, sana bir şey olmaz” bakışından ziyade masum zavallı moduna giriyor. Ben de kıyamayıp veriyorum. İkimizin de gönlü olmuş oluyor.

Genelde sabahlarımız böyle. Bak! Hikâyeyi ilginçleştirmek için çok uğraşıyorum. “Bugün n’aptık?” diye düşünüyorum. Üç haftadır işsizim. Evde oturuyorum sadece. F. Isırgan da hemen yanımda uyuyor. Gündüzleri tam bir uykucu. Karnını okşarım. Bu gerçekten hoşuna gider. En sakin olduğumuz zamandır. Bir de arada yemek yeriz. Bu kadar! Cebinde parası olmayan bir işsizim! Bu da ağır işsizin hikâyesidir. Yalnız bir şey söyleyeyim mi size, karnını okşarken şekilden şekile girmesine bayılıyorum. Açlıktan ölmediysem yarınki hikâyede görüşmek üzere!