Psychedelic müziğin psycore türüne aşık bir kadın. Pudi Mita (Fulya Bahar), deneysel çalışmaları ile sert müziğin içindeki hissiyatları bize en açık şekilde gösteriyor. “Dinlemesi ve alışması diğer psytrance türlerine göre daha çetrefilli olan psycore’a aşık olunca ve hikâyenin içine tamamen girince gerçekten en derin noktalarımıza temas ettiğine ve güçlü titreşimlerle bize çeşitli yolculuklar için rehberlik ettiğine dair inancım çok kuvvetli.”

Öncelikle Fulya’yı tanıyalım mı? Neler yapıyorsun? Müziğe nasıl başladın?

Selam Yeşim! Öncelikle bize, yani bu kadar underground bir tayfaya sorduğun sorularla biraz derinlere inmemizi sağladığın için teşekkürler. Fulya’yı tanıyalım tabii, ben sosyoloji eğitimimi 2012’de tamamladım. Kostümler tasarlıyorum ve zamanımın önemli bir kısmını seyahat ederek, yeni bilgiler ve keşiflerle geçirmeyi seviyorum.

Müzik dinlemeye ise hatırlamadığım kadar eskilerde başlayıp, genelde güçlü sound’lar ve deneysel, kulağıma yeni gelen tınılara aşık ola ola bu zamana kadar geldim. Daha çok küçükken kendimi bir sürü spor, sanat vesaire ile ilgilenirken bulup, hepsinden hızlıca bir başkalarına geçiş yapıyordum. Ama müzik hayatıma girdiği andan itibaren hep oradaydı ve ona olan ilgimi hiçbir zaman kaybetmedim diyebilirim.

Bu sound peşinde bilinçsizce koşan dönem ilk etapta punk, grunge, post punk, rock, idm gibi müziklerin keşfiyle başladı. Bir süre sonra teknoloji ile de doğru orantılı olarak hayatıma elektronik altyapılı türler girdi. Oldukça underground elektronikler ve techno dinlemekle geçirdiğim, dubstep, drum’n bass ve deep sound’lar keşfetmekle uzun zaman harcadığım bir dönem oldu. Ancak bir süre sonra dark psy ve forest dinlemeye başladım. Şehrin underground kulüplerinde gelişen kulağım, doğada yaptığımız outdoor rave’ler ile dark sound’lara daha da yaklaşmaya başladı. Bu takriben 2006-7 civarına denk geliyor. Sonrasında psytrance müziğin farklı türlerini dinlemeye başladım. 2015’in sonundan beri de psycore ağırlıklı olmak üzere deneysel dark müzik çalıyorum.

“Psycore çalmak ciddi şekilde aşık olduğum bir eylem”

Birçok müzik tarzı ile ilgilendiğini biliyorum ama en sonunda da deneysel psychedelic müzik çalışmalarına geçiş yapmışsın. Bu tarzda kalacak mısın yoksa farklı şeyler denemek istiyor musun ilerleyen zamanlarda?


Evet genelde deep ve underground tınılar daha ilgi çekici gelse de birçok farklı müzik tarzını hâlâ dinliyorum. Klasik müzik, punk ve hatta Fransız hardcore technosu gibi çok çeşitli türleri dinlemeyi seviyorum. Açıkçası beni besleyen, bir şeyler hissettiren ve kulağımı geliştiren bütün müziklere her zaman kapım ve kafam açık bakmaya çalışıyorum.

Desk’in başına geçtiğimde ise psycore çalmak benim içimi hâlâ kıpır kıpır yapan ve ciddi şekilde aşık olduğum bir eylem. Yakın gelecekte dark techno, tribal techno ve hardtek mixing denemelerimi de projelendirmeye dair fikirler var aklımda. Müzikle ilgili deneylerin sonu olmuyor tabii ki.

Yurtdışında hangi festivallerde yer aldın şimdiye kadar?

Yurtdışında yaklaşık 2012’den beri katılımcı olarak birçok festivalde bulundum. Bunlar Modem, Ozora, Boom, Kali Mela, Freqs of Nature, Masters of Puppets, Lost Theory ve aklıma gelmeyen küçüklü büyüklü sayısız psychedelic festival ve teknivaller (techno free party). Tabii bu festivallerde müzik bağımlılığım daha da güçlendi, müzik bilgim her yıl daha da arttı. Ancak yurtdışında çalma deneyimlerim henüz yeni oluşuyor, daha önce Fas ve en son Halloween’da Amerika’da Luuli, Plankton gibi çok önemli artistlerle aynı desk’te çalma fırsatım oldu. Bundan sonrasını ben de heyecanla bekliyorum

urtdışında yaklaşık 2012’den beri katılımcı olarak birçok festivalde bulundum. Bunlar Modem, Ozora, Boom, Kali Mela, Freqs of Nature, Masters of Puppets, Lost Theory ve aklıma gelmeyen küçüklü büyüklü sayısız psychedelic festival ve teknivaller (techno free party). Tabii bu festivallerde müzik bağımlılığım daha da güçlendi, müzik bilgim her yıl daha da arttı. Ancak yurtdışında çalma deneyimlerim henüz yeni oluşuyor, daha önce Fas ve en son Halloween’da Amerika’da Luuli, Plankton gibi çok önemli artistlerle aynı desk’te çalma fırsatım oldu. Bundan sonrasını ben de heyecanla bekliyorum

“Aileden insanlar olunca bu heyecan daha farklı”

Bu yaz mayısta gerçekleşecek Galactic Gathering Vol.3‘te çalacaksın. Line-up’a baktığımızda yurtdışından gelecek dj skalası bayağı geniş gözüküyor. Türkiye’de bir festivalde çalmak senin için nasıl bir duygu?

Evet, çok sevdiğim dostlarımın organize ettiği, benim de içinde bulunduğum Galactic team kozmik buluşmalarına bir yenisini daha ekliyor. Açıkçası senelerdir bu işi müzik aşkıyla yaptıkları için her türlü zorluğu aşmanın bir yolunu buldular, onlarla böyle bir rituelde birlikte çalışmak çok zevkli olacak. Daha önce de Türkiye’de çok fazla festival ve indoor etkinlikte çaldım. Tabii çalmak hep heyecan veriyor ama karşımda aileden insanlar olunca bu heyecan farklı bir kombinasyona bürünüyor. Sürekli hareket halinde bir tip olduğumdan, arkadaşlarımla tekrar bir araya geldiğim ortam dancefloor da olsa, desk’in başından da olsa her zaman yoğun enerjilerin biriktiği, bir çeşit büyüsel manevraların hakim olduğu bir hale geliyor. Yani çok yoğun hisler ve hep çok güzel.

Psycore ağırlıklı müzik yapıyorsun yanlış hatırlamıyorsam. Psycore’u diğerlerinden ayıran nedir, nasıl tanımlayabiliriz? Psychedelic müzik gerçekten çok çeşitli ve ayırt etmesi zorlaşabiliyor.

Psycore; psychedelic trance türlerinin en sert altyapılı olanlarından biri. Bir diğeri de speedcore. Adından da anlaşılacağı gibi hardcore techno altyapısının psychedelic sound’lar ve trance ile gerçekleştirdiği mükemmel bir kombinasyon. Genelde 165-230 bpm arası yazılan psycore track’ler, oldukça güçlü bassline ve kickler üzerine inşa edilir. Normalde 130-165 bpm arası seyreden psychedelic müziğin diğer alt türlerine göre çok daha hızlı, sert ve içinde experimental dark sound’ları detay ve kurucu sesler olarak barındıran bir türdür.

“Her an çok farklı kombinasyonla karşılaşılabilir”

Çok karıştırılan hitech ile aslında oldukça farklıdır. Hızı ve gücü kulağa sanki farksızlarmış gibi gelse de, hitech daha sci-fi sound’lar üzerine, hızlı ve genelde daha detaylandırılmamış dans melodileri ile yazılır. Psycore ise sizi şaşırtabilir. Her an çok farklı bir kombinasyonla karşılaşabilir, bass ve kick’lerden zaten çok heyecanlanmış olan bünyenizde, unique dark melodiler sayesinde sonsuz duygu yoğunluğu da hissedebilirsiniz. Dinlemesi ve alışması diğer psytrance türlerine göre daha çetrefilli olan psycore’a aşık olunca ve hikâyenin içine tamamen girince gerçekten en derin noktalarımıza temas ettiğine ve güçlü titreşimlerle bize çeşitli yolculuklar için rehberlik ettiğine dair inancım çok kuvvetli.

“Sound Monsters”dan da bahsedelim nedir tam olarak?

Sound Monsters bu topraklarda dark müziğin forest ve hitech üzerinden tanımlandığı zamanlarda daha dark ve orijinal sound’ların peşinden koşan bir hissiyat ile kurulmuş küçük bir organizasyon ekibidir. Futuristik olduğunu belirtmeliyim çünkü o dönemde bu zamanlardaki kadar insanın psycore, speedcore ve experimental dark üzerine yoğunlaşması, hatta neredeyse hardtek gibi hakikaten zorlayıcı türlere dahi merakla yaklaşması pek öngörülebilir değildi. Sound Monsters bunu neredeyse iki, üç kişilik küçük bir team iken hissettiğimiz bir oluşumdur.

The Dark Code’un Ankara’da gerçekleşecek partisinde de çalacaksın. Tamamen kadınlardan oluşan bir line-up’ı var. Nasıl geçecek sence parti?

The Dark Code’un ilk partisi olan Responsum de Lorem oldukça yoğun enerjilerle, güçlü soundlar ve protesto ruhu ile alevlenerek ortaya çıkmıştı. Bazı şeyleri underground tutmak onların ruhuna saygıdır. Alt yapısında büyük büyük sözler, ciddi bir manifesto ve güçlü bir müzik aşkının olduğunu oluşumunda yer aldığım için oldukça iyi bildiğim the Dark Code, bu kez bütün gece kadın dj’lerin büyü yapacağı iki rituel hazırlığında. İlk etkinlikten sonra Amerika’ya gittiğim için Trinity serisinin Ankara ve İstanbul partilerinde çalmak benim için de heyecan verici bir geri dönüş olacak. Hepimizin söyleyecek sözleri olduğunu, desk’leri titreteceğimizi umuyorum.