Literatürdeki ismi erkek ise yogi, kadın ise yogini olan, halk dilinde ise yogacı olarak ifade edilen, hayatında yoga felsefesini uygulayan kimselerden en az iki tanesinin bir araya geldiği bir ortamda siz de kendi kendinize “Ne diyor bu yogacılar?” diye sorduysanız kendinizi yalnız hissetmeyin. Beş yıl kadar önce zihnim aynı sorularla meşgulken ben de onların başka bir gezegenden geldikleri düşüncesine kapılmıştım. Hatta ilk defa girdiğim yoga derslerinden birinin sonunda hocamın peşinden gidip “Hocam ben kullandığınız bazı kelimeleri anlayamıyorum. Bana bu konuda bir kitap tavsiye edebilir misiniz?” dediğimde bana “Sanskrit dilindeki kelimeleri mi?” demişti. Ben de ısrarla “Hayır hocam ne dediğinizi..?” demiştim. Çünkü anlamadığım kelimeler Türkçe idi. Henüz olayın Sanskrit dilindeki boyutuna geçememiştim. Geçen zaman içinde okumadığım kitap, makale kalmasa da ne dediklerini anlamam ancak yoganın zihinsel, bedensel ve ruhsal faydalarını görmeye başladıktan sonra mümkün oldu.

Edebiyatı ele alalım. Sanatın dalları arasında kiminin sadece anlayabildiği fakat dilinin dönmediği, kiminin hem anlayıp hem de mükemmel şekilde telaffuz edebildiği, kiminin varlığından bile haberdar olmadığı ortak bir dile sahiptir edebiyat. Ortak bir dile sahip olmasının yanı sıra edebi dil, ferdidir. Yani herhangi bir duyguyu bir sanatçı esen bir rüzgar, bir diğeri ise denizdeki dalgalar olarak okuyucuya aktarabilir. Düz bir ifade ile “Korktum” ya da “Aşık oldum” demek yerine, kullanılan imgeler farklı da olsa amaç okuyucuda bahsi geçen duyguyu estetik bir biçimde yaratmaktır.

“Aslında herkes için farklı, bir o kadar aynı anlamı taşır”

İşte yoga da tıpkı edebiyat gibi ortak bir dile sahiptir ancak ortak cümlelerle açıklanabilir değildir. Yoganın kelime anlamı yek, tek, bir, bütündür. Kelime anlamı dışında yoganın ne olduğunu ya da ne olmadığını açıklamaya, yazmaya çalışan insanlar aslında yoganın kendileri için olan anlamını açıklamış olurlar. Aslında herkes için farklı, bir o kadar aynı anlamı taşır: Kendini bilmek, kendini tanımak. Bu “kendini bilmek, kendini tanımak”taki “kendi” herkes için başka biri olduğundan herkes farklı bir kişiyi tanır ve yogayı farklı şekilde yorumlar. Çünkü keşifler farklılık gösterir. Ama aynı olan şey herkesin kendini tanımaya başlamış olduğudur.

Ben bu yazımda size bana göre yoganın ne olduğunu ya da ne olmadığını değil, yoga dili içinde sıkça duyduğumuz bazı kelimelerin ne anlamda kullanıldığını açıklamaya çalışacağım. Edebiyattaki gül ve bülbülün hikâyesinde olduğu gibi yoga felsefesinde de sembolik bir anlatım hakimdir.

“Neyi neden yaptığını bilmediğimiz bir kişiyi tanıyamayız”

“Kendini bilmek, kendini tanımak” ile aslında yoganın ortak diline ait ilk ifadeyi paylaşmış oldum. Bu ifade, yoga ile iç içe yaşayan insanların üstüne basa basa dillendirdiği “farkındalık” ile birlikte var olabiliyor. Farkındalık en basit şekilde neyin neden olduğunu anlamak anlamı taşır. Neyi neden söylediğimizi, eleştirdiğimizi, dışladığımızı, neye neden kızdığımızı, üzüldüğümüzü, güldüğümüzü… Kısacası eylemlerimizin sebebi olan duygunun ne olduğunu, hatta daha da kısası neyden korktuğumuzu anlamak anlamı taşır. Farkındalık olmadan kişi kendini tanıyamaz. Çünkü neyi neden yaptığını bilmediğimiz bir kişiyi tanıyamayız. Ve hatta ona güvenemeyiz. Kendisine güvenmeyen insan başka birine de güvenmez.

“Aydınlanma” kelimesi yoga disiplini içinde çokça duyduğumuz başka bir kelime. Yoga felsefesinde tüm insanlar pembe bir lotus çiçeği olarak tasvir edilir. Lotus çiçeği metrelerce derinlikteki suların dibindeki çamurların içinden bir filiz vererek suyun yüzeyine, aydınlığa kadar yükselir ve suyun yüzeyinde pembe bir sanat eserine dönüşür. Aydınlanma kelimesi hayatımızın başlangıç evresinde ne kadar kötü şartlar içinde, ne kadar üzücü deneyimler yaşamış olursak olalım hepimizin zihinsel bir devrim ve bedensel bir çalışma ile erebileceği devamlı bir huzur ve mutluluk halini ifade eder.

“Yaşam enerjisi” aldığımız nefestir. Aslında onu bambaşka yerlerde bambaşka biçimlerde aramaya gerek yok. Nefesimiz olmazsa biz de yokuz. Nefesin varlığını, sonra değerini, sonra onu nasıl daha kontrollü şekilde bedenimize alıp tekrar aldığımız yere geri verebileceğimizi öğrendiğimizde aslında şimdiki zaman ile bütünleşmeyi başarmış oluruz. Nefes farkındalığı yoksa zihin ya geçmişte ya da gelecektedir, kişi ya pişmanlık ya da kaygı içindedir.

Ne diyor bu yogacılar?

“Çünkü ancak öz disiplin sahibi bir insan öğrenme merakını hiç kaybetmez”

“Öz disiplin” kavram olarak yoga öğretilerinde büyük yer kaplar. Bir eylemi başka biri görüyor, biliyor diye değil sadece kendimize olan bir sorumluluğumuz olarak yerine getirmeyi ifade eder. Örneğin; sabahları sadece işe gitmek için değil, güne erken başlayarak herkese ve her şeye olumlu şekilde etki edebilmek, günlük bedensel egzersizlerimizi gerçekleştirip doğru beslenmek ve kişisel sorumluluklarımızı yerine getirmek için erken uyanmak öz disiplin gerektirir. Öz disiplin kavramını iyi anlamak yoga felsefesindeki birçok başka kavramı da kolaylıkla anlamamızı sağlar. Çünkü ancak öz disiplin sahibi bir insan öğrenme merakını hiç kaybetmez.

Hindistanlı büyük düşünür ve konuşmacı Jiddu Krishnamurti der ki:

‘’İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir.’’

İnsan kendi zihninde devrimler yapabilme potansiyelini keşfetmedikçe dış dünyadaki küçük bir taşı bile yerinden oynatamaz. Aslında tüm felsefeler ve dinler insanı aynı noktaya çekme çabası güder. Krishnamurti’nin de sözlerinde vurguladığı gibi anahtarın kimde olduğu bellidir. Ancak bazıları o anahtarı başka yerlerde arar ve bulamaz.

Namaste (İçimdeki ışık içindeki ışığı selamlar.)