Perşembe gününün yorgunluğu üzerimden çıkmamış… Öğleye kadar Kadıköy’de evimde uyumuş olsam da yoğun bir günün ağırlığını hâlâ hissediyorum ve o gün bile halletmem gereken bir saatlik bir iş var. Şansa bak! Hava da bardaktan boşalırcasına yağıyor. Elime ne geldiyse geçiriyorum ve yola koyuluyorum. İyi bari en azından yakın bir yer. Ama yine de o yağmurda eve kadar yürümek zorunda kalıyorum. Birkaç gün önce olduğum lanet regl sinirlerimi en yüksek dereceye çıkarıyor.

Ve sonunda evdeyim…

Odanın her bir tarafında eşyalar, yıkanacak bulaşıklar, okunacak makaleler… Düşünüyorum “Ne yapsam?” diye. Sonra “Başlarım böyle işe; alırım makalemi, koyarım sigaramı” dedim; müzik eşliğinde koltuğuma gömülerek kendimi engin bilgilerle doldurmaya karar verdim.

Let’s party!

Saçlarım önüme gelmesin diye avuç kadar saçımı bir sürü tokayla tutturmuş bir haldeyim. Dünden kalma göz kalemi akmış ama sağ olsun gözlüğüm bu görüntüye engel çekmiş. Üzerimde pijamam. Bir iki kahve lekesi var ve aslında iyi bir duş gerekli. Yorgunluk ve tembellik üzerimde anlaşma yapmışlar ve beni o koltuktan kaldırmamak niyetindeler.

Sonra bir anda içeri tanımadığım yüzler girdi. Kâğıtlar arasına gömülmüş kafamı kaldırdım ve “Hi” diyen ağızlar eşliğinde ve ellerde dolu alkolle Parti zamanı diyen birkaç insandı sadece. Başlangıçta. Almanya-Türkiye maçını izlemek isteyen bir iki Alman olmalıydı. Sonra nereden bilebilirdim ki tüm milletten birilerinin akın edeceğini… Şili’den Avusturya’ya, İtalya’dan Afrika’ya kadar…

Ve her şey ondan sonra başladı…

Kadıköy’de bir dünya partisi

Mutfakta sınırsız alkol ve evde neredeyse otuzun üstünde garip insan var. Elimde kadehimle evde dolaşmaya başlıyorum. Şarapçı gibi… Millet feyşın takılırken ben pijamalarla herkese “Hi” falan diyorum.

Bir anda çişim geliyor. Ev sanki bar anacım, kuyruk var! Neyse bekliyoruz ve muhabbet kuyrukta da devam ediyor. Sonra pantolonumu aşağı indiriyorum. Bir yandan iğrenç bir karın ağrısı da var. Ona küfrediyorum derken o da ne. Üstüme geçmiş!!! 30 saniye şaşkınlık, panik ve utanç yaşıyorum.

Amaaaan sallaaa…

İçeri girip çıktım, “Oha, ne yapacağım herkes odada, nasıl üstümü değiştireceğim ya da oradan eşyaları nasıl alacağım?” diye düşünürken 30 saniye bittiği gibi “Amaan…” tepkisini verdim ve çıktım. Kathi’nın odasına gittim ve durumu anlattım. Bu sefer o bir şok yaşadı. Odadan nasıl alabiliriz, diye düşünürken “İlk önce bir sigara içmem gerek ve ardından N.’den yardım isteyeceğiz” dedim. Gülme krizlerinden sonra olay çözüme ulaştı. Her şeyden önce 30 saniye de olsa bir utanç yaşadım.

Sonra şarapçı halime, bu sefer punky kareli pijamamla geri döndüm. Bir elimde şarap, bir elimde sigara ve bir yanımda siyah, bir yanımda beyaz Alman kadınlarla “entel” muhabbetlere daldık. Gece boyunca her şeyden muhabbet ettik. Güzel, eğlenceli ve büyük bir parti oldu. Bölümümü iliklerimde hissettiğim cinsten.

Kadıköy’de bir dünya partisi

Aynı zamanda, Alman bir kadının doğum günüymüş. Pasta, kutlama derken odadaki yeni aldığımız antika masanın üstü pek yaş pasta oldu. Çok ucuza kapmıştık. N.’in kalbi kriz geçirir gibi oldu; sonra battı balık yan gider misali devam etti.

Saat iki buçuğu göstermeye başladı. Herkesin keyfi yerindeydi. Partiye devam o zaman… Derken gözlerimi kapadığımda etrafın döndüğünü hissetmeye başladım ve bu kadar alkol şimdilik yeterliydi. “Bir kahve biraz iyi gelir” dedim ve kahve içtik.

Yavaştan yorgunluk ve üzerimizde salaklık belirmeye başladı. Saat sabahım dördüne doğru evden ayrılmaya başladılar.

Ne mi oldu sonra?

Kasa kasa boş bira ve şarap şişeleri, geriye bok gibi kalmış ev! Kendi evindeki partinin sonu çok acı olabiliyor. Bu üzüntüyle kendimi yatağa attım. Saat zaten beşe geliyordu. Horul horul uyudum. Bu parti bana bir ay yeter.