Günümüz dünyasının en yaygın itici gücü olan rekabet, birçok şeyi yorumlama biçimimizi etkilediği gibi yoga anlayışımızı da etkiliyor. Bu etkinin gücü ve şekli üzerine yazmaya başlamadan önce rekabet ve yoga anlayışlarını kavramsal olarak, ayrı ayrı incelemekte fayda var.

Rekabetin kelime anlamı; aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme, yarışma, yarıştır. Kelime anlamı içindeki tezatlığı fark ettiğinizi düşünüyorum. Aynı amacı güden kimseler, söz konusu amaca birlikte hizmet etmek varken neden bir yarış içine girsinler, değil mi? Aslında yoga da bize pek farklı bir şey söylemiyor.

Rekabet dünyasının yoga anlayışımıza etkisi

Rekabet kelimesinin ekonomi dilindeki tanımı ise, bir piyasada satıcıların birbirleri aleyhine daha fazla müşteri çekerek mal ve hizmet satışlarını, dolayısıyla karlarını artırmak için aralarında giriştikleri yarıştır. Yani; bir satıcının başka bir satıcının aleyhine gerçekleştirdiği bu yarışı kazandığının göstergesi diğerinden daha çok para kazanmak. Aslında iki tanımda da  ”rekabet” kelimesinin pek de iyi huylu bir kelime olmadığı ortada. Ama onu daha iyi anlayabilmek için biraz daha kurcalayalım.

Yarışa zorlanacaksınız

Anne ve babanız rekabet ağları ile örülmüş bu dünyanın içinde yaşarken çok büyük ihtimalle başka anne ve babalarla girdikleri hayali yarışta kazanan olabilmek için daha iyi, en iyi çocuğu yetiştirebilme hayaliyle sizin dünyaya gelmenizi sağladılar. Eğer doğumunuz bu sebepten gerçekleşmediyse ve siz bir aşk çocuğuysanız, şanslı azınlıktansınız. Ama her halükarda, doğduktan sonra en iyi ihtimalle kardeşlerinizle, en kötü ihtimalle de hiç tanımadığınız başka çocuklarla kıyaslanacak ve devamlı onlarla bir yarış içine girmeye zorlanacaksınız.

Rekabet dünyasının yoga anlayışımıza etkisi

İlkokul yıllarınızda, öğretmenleriniz derslerden iyi not alan öğrencileri parmakla gösterip gözünüze sokacak, siz de eve gidip neden onlar kadar iyi not alamadığınızı sorgulayacaksınız.

İlk aşkınız size değil, başka birine ilgi göstermeyi tercih ettiğinde belki yıllarca zihninizde tercih edilenle aranızdaki farkları, onun size göre iyi olan yanlarını sorgulayıp ya ona benzemeye ya da tepki olarak onun tam aksi olmaya çalışacaksınız.

Sizi yetiştiren yetişkinlerin sosyal çevreleriyle kurdukları ilişkileri, çay partilerinde veya akşam yemeği davetlerinde gözlemleyerek ne kadar da çok giyimden, kuşamdan, evden, arabadan ve paradan bahsettiklerine şahit olacak ve hayattaki en önemli konuların bunlar olduğunu zannedeceksiniz.

Daha çocuk yaşta maddi açıdan sizden daha zengin ya da daha fakir insanlarla aranızda önemli bir fark olduğu algısına sahip olacaksınız.

Lise yıllarınızda, şampuan reklamlarında oynayan gençlere benzedikleri için okulun popüler kızı ve popüler erkeği olan arkadaşlarınıza içten içe özenecek, belki onlardan nefret edecek ve örneğin, merdivenden inerken ayakları takılıp düştüklerinde katıla katıla güleceksiniz.

Üniversiteyi kazanamadığınız yıl her şey ve herkes üstünüze gelecek. ”Bak Şükran’ın kızı nereyi kazanmış!” ile başlayan cümleler size kendinizi her defasında daha işe yaramaz ve bir baltaya sap olamaz hissettirecek; belki ölmek isteyeceksiniz.

Ölemeyip hayatınıza devam ederken, bir sonraki yıl kazandığınız bölümü, diplomasını alana kadar beğenmeyecek, hep bir başkasının kazandığı bölümde okumak isteyeceksiniz.

Ve nihayet diplomanızı alıp para kazanmaya başlama serüvenine girdiğinizde, zihninizin içindeki bu kıyaslama kaosunun bitip de kendiniz, sadece kendiniz olabileceğinizi zannederken aslında gerçek rekabet dünyasının tam da göbeğine düştüğünüzü yıllar sonra anlayacaksınız.

Uğruna para harcadığınız ya da vaktinizi harcadığınız ne varsa, başka insanların alışkanlıklarının gölgesinde kalacak, siz daha çok kendiniz olduğunuzu zannederken, geçmişinizin ve çevrenizin küçük bir toplamından ibaret olacaksınız.

Yoga ile tanışacaksınız

Dışarıdan nasıl göründüğünüz, nasıl algılandığınız ile ilgili düşünceler, monologlar ve diyaloglar üreten zihin, bir gün size o kadar ağır gelecek ki onu susturmak isteyecek ama başaramayacaksınız. Kafanızın içinde sürekli başkaları, başkalarının hayatları, başkalarının ne kadar başarılı olduğu, ne kadar para kazandığı, nelere para ve vakit harcadıkları dönüp dururken ne kadar kendiniz olabileceğinizi sorgulayacaksınız. Bu sorgulama sizi kendinizi aramaya başladığınız yeni bir yola çıkaracak. İşte bu yolun sonunda eğer şanslıysanız yoga ile tanışacaksınız.

Yoga özümüze, gerçek benliğimize doğru giden yolda ilerlemenin yöntemlerini içeren öğretiler bütünüdür. Ve bu yolun önünde duran en büyük engel kendimizi, zihnimizden geçen düşüncelerle özdeşleştirerek zihni gerçek benliğimiz zannetmektir. Halbuki zihnimizden geçen düşünceler sadece geçmişin ve bizim dışımızdaki dünyanın şimdiye yansımasının hafızamızda kalan cümleleri, zaman zaman da görüntüleridir. Orada şimdiye ve sadece bize ait hiçbir şey yok. Gerçek benliğimiz, zihnimizden geçen düşünceleri gözlemleyebilen, ona şahit olandır.

Yoga öğretisi bize belli yöntemlerle aslında her zaman var olan, ama varlığını artık bilmediğimiz bu gerçek benliğimizi hatırlatmaya çalışır. Fakat rekabet ve kıyas dolu olay ve konuşmalarla yoğrulmuş bir zihin öyle hemen durulmaya, susmaya razı değildir.

Yogaya yeni başlayan öğrencilerimden sıklıkla duyduğum cümlelerden bazıları: ”Başımın üstünde durabilmek istiyorum”, ”Vücudum çok esnek olsun istiyorum”, ‘‘Yeni bir ben yaratmak istiyorum”, ”İyi bir ben yaratmak istiyorum”, ”Zayıflamak istiyorum”

Elbette hepimizin yogaya başlama sebebi birbirinden çok farklı olabilir. Yoga bunların hepsini kabul eden bir felsefedir. Şahsen, bu sebeplerle de olsa insanların yoga yapmaya başlamasını destekliyorum. Yogayı sırf moda olduğunu düşündükleri için yapmaya başlıyorlarsa bile bundan yana mutluluk duyuyorum. Hatta daha geniş bir açıdan bakabilirsek birçoğumuzun yogaya başlama sebebi rekabet dünyasının içinde yaşamanın getirdiği ”Ben daha iyisini yaparım” dürtüsü bile olabilir. Rekabet bir itici güç olarak belki bu kez kazara iyi bir şeye sebep olmuştur. Bunu da destekliyorum. Çünkü, günün birinde, ister istemez içlerine yerleşen derin bir bütünlük duygusu ve içsel bir keşif ile karşı karşıya kalacaklarını biliyorum. Buna karşı takınacakları tavır değişiklik gösterecektir. Kimileri bu uyanışa tahammül edemeyecek, kimileri ara vermek isteyecek, kimileri de okyanusun en dibine dalmaya gönüllü olacaktır. 

Sadece bize üstümüzdeki kıyafetin, cebimizdeki paranın, vücut ölçülerimizin, görünürdeki başarılarımızın, kültürümüzün, mesleğimizin, sosyal çevremizin çok daha ötesinde sevgi ve huzur dolu, eskiden bildiğimiz ama unuttuğumuz, başka bir varoluşu hatırlatmaya çalışan bu felsefeyi dışsal amaçlara bağlı olarak içselleştiremeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Ya da şimdiki halimizi beğenmeyerek, başka bir şeye dönüşme isteğiyle matın üstüne çıktığımızda yoga yapmış olmadığımızı; dahası kendimizi daha az onaylayıp sonunda da daha az sevdiğimizi… Bu kendimizi beğenmeme, görsel ya da ruhsal olarak başka bir şeye dönüşmek isteme hali, kafamızın içinde hala dönüp duran kıyas cümlelerinin duygusal tepkileridir. Çünkü o cümleler bizim doğamıza ait değil.

“Eğer zihniniz sizi yönetmeye başladıysa artık ona bağımlı olmuşsunuz demektir. Bir şeye bağımlı olduğunuzda onu sizden daha güçlü bir şey olarak algılamaya başlarsınız. Ve onsuz yaşayabileceğinizi hayal edemezsiniz. Halbuki bilinç düşünmeye ihtiyaç duymaz. Bilinç her şeyi bilir. Ama düşünce bilinç olmadan var olamaz.”

Eckart Tolle

Bizi kendimizi sevmemeye, kabul etmemeye, çatışmaya iten düşüncelerimizi sadece fark edebildiğimizde bile gerçek benliğimizle yüz yüze geliriz. O benlik saf bilinçtir ve zihne ihtiyaç duymaz.

Namaste (İçimdeki ışık içindeki ışığı selamlar!)